Sosyal Teori, Yöntem ve Nesnellik Üzerine Bir Değerlendirme


Sosyal bilimlerde araştırma süreci yalnızca veri toplamak ya da salt teorik çıkarımlarda bulunmakla sınırlı değildir. Araştırmaların anlam kazanabilmesi için hem teoriye hem de ampirik gözleme ihtiyaç vardır. Teoriler, gerçek dünyadan kopuk olduğu takdirde soyut ve doğrulanamaz hale gelirken; yalnızca veri toplamaya indirgenmiş araştırmalar ise kaotik ve yorumlanamaz bir bilgi yığınına dönüşür. Bu nedenle sosyal araştırma, gözlemle teoriyi birbirine bağlayan, kuramsal olarak temellendirilmiş ve sistematik olarak yapılandırılmış bir çaba olmalıdır.

Bu bağlamda, sosyal bilimlerde kullanılan yöntemler (methods) ile yöntem bilimi (methodology) kavramları birbirinden ayırt edilmelidir. Yöntem, araştırma sürecinde başvurulan teknikleri ifade ederken; yöntem bilimi, bu tekniklerin hangi kuramsal gerekçelerle ve hangi bağlamda seçildiğini açıklayan düşünsel temeli oluşturur. Yani, araştırmacının yöntem seçimi yalnızca pratik değil, aynı zamanda teorik bir karardır. Her veri toplama süreci, araştırmacının sahip olduğu düşünsel çerçeve ve varsayımlar tarafından şekillendirilir. Bu sebeple, hiçbir gözlem saf değildir; her gözlem, belirli bir teorik yapı ya da bakış açısıyla yüklüdür.

Sosyal teori, bu noktada devreye girerek araştırmaların yalnızca teknik değil, düşünsel ve eleştirel bir yönü olduğunu da vurgular. Sosyal teori, yalnızca akademik bir disiplin ya da uzmanlara ait bir alan değil; gündelik yaşamın içinden doğan, halkın konuşmaları, çatışmaları ve deneyimleriyle şekillenen bir düşünme biçimidir. İtalyan Marksist düşünür Antonio Gramsci'nin belirttiği gibi, her birey bir anlamda filozoftur. Çünkü herkesin yaşam deneyimlerinden yola çıkarak dünyaya dair fikirleri ve açıklamaları vardır. Sosyal teori, bu gündelik düşünceleri daha sistematik ve analitik bir forma dönüştürmeye çalışır.

Sosyal teori ile sağduyu (common sense) arasındaki temel fark da burada ortaya çıkar. Sağduyu, gündelik yaşam içinde oluşan bilgi biçimlerini ve yorumları içerirken; sosyal teori bu düşünceleri analiz eder, eleştirir ve yeniden yapılandırır. Bu yönüyle sosyal teori, duygusal, önyargılı ya da ideolojik yaklaşımlardan uzak durmaya; daha tarafsız, kavramsal ve çözümleyici bir değerlendirme sunmaya çalışır. Ancak bu, sosyal teorinin bütünüyle siyasetten, ahlaktan ya da değerlerden uzak kaldığı anlamına gelmez. Aksine, birçok sosyal teori ekolü toplumsal adalet, eşitlik, özgürlük gibi normatif hedefleri de merkeze alır.

Burada ‘olgular’ (facts) ve ‘değerler’ (values) arasındaki ilişki büyük önem taşır. Sosyal bilimlerde araştırılan her olgu, belirli değer yargıları ile ilişkilidir. Tarihsel olaylar –örneğin Holokost ya da Nakba gibi– yalnızca sayısal gerçeklikler değil, aynı zamanda büyük insanlık trajedilerini temsil eder. Bu olaylar, bizler için önemlidir çünkü belli etik ve politik değerlerle çelişmektedirler. Bu nedenle, sosyal olgular hiçbir zaman değerlerden bağımsız olarak ele alınamaz; tam tersine, olgulara yönelik ilgimiz, onlara yüklediğimiz anlamlar ve değerlerle doğrudan bağlantılıdır.

Bu durum, sosyal bilimlerde nesnellik meselesini tartışmaya açar. Farklı sosyal gruplar farklı değer sistemlerine sahip olduklarından, aynı olaya dair çok sayıda ve çoğu zaman çelişen anlatılar ortaya çıkabilir. Bu çeşitlilik, sosyal bilimde “tek doğru”nun çoğu zaman mümkün olmadığını gösterir. Ancak bu, geçerli ve güvenilir bilginin üretilemeyeceği anlamına gelmez. Araştırmacı, değerlerden tamamen arınamasa bile, araştırma sürecini şeffaf, gerekçelendirilmiş ve sistematik bir biçimde yürütürse, bilgi üretimi anlamlı hale gelir. Farklı bakış açıları, akılcı bir tartışma ortamında bir araya getirilebilir ve bu da bilimsel iletişimin temelini oluşturur.

Nesnellik, bu bağlamda, ulaşılması imkânsız bir ideal değil; fakat araştırma sürecinde gözetilmesi gereken bir ilke olarak görülmelidir. Yine de, sosyal teoride nesnellik tek başına nihai bir amaç olarak görülmeyebilir. Bazı kuramsal yaklaşımlar, nesnelliği sosyal adalet, özgürlük ya da eşitlik gibi daha büyük hedeflere ulaşmak için bir araç olarak değerlendirir. Bu tür yaklaşımlar normatif olarak tanımlanır; yani “dünya nasıl olmalı” sorusunu “dünya nasıl” sorusunun önüne koyarlar. Ancak sosyal teori genellikle bu iki tutumu –katılım ve mesafe, normatif bağlılık ve bilimsel tarafsızlık– bir arada dengeler. Ne yalnızca duyguya ve ideolojiye dayalı dogmatik bir tutum ne de tamamen soyutlanmış, ilgisiz bir mesafe sağlıklı bir teorik yaklaşım sunabilir.

Sonuç olarak, sosyal teori ve sosyal araştırma yöntemleri, birbirini tamamlayan ama aynı zamanda gerilim içinde olan kavramlardır. Sosyal teori, yöntemsel uygulamalara düşünsel derinlik kazandırırken; yöntem bilimi, teorik yaklaşımların pratikte nasıl işlediğini gösterir. Bu süreçte nesnellik, değerlerle birlikte var olan ve araştırma sürecinin inandırıcılığını destekleyen bir rehber ilke olarak önemini korur. Sosyal teori, toplumsal gerçekliğe hem içeriden hem de dışarıdan bakarak hem anlayış hem de eleştiri geliştirmeyi mümkün kılar.


  • Austin Harrington , Modern Social Theory An Introduction, Oxford University Press, Oxford 2005, ss. 1-9

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Orta Çağ’da Çeviri Hareketleri ve Bilgi Dolaşımı

Tarihi Belgelerde Volkanik Patlamalar