Kayıtlar

YDS ve Yök Dil için Okuma Parçaları

 Paragraph 1   In the realm of existential philosophy, the concept of freedom is often intertwined with the idea of responsibility. Jean-Paul Sartre, a prominent existentialist, posited that human beings are "condemned to be free," suggesting that with the absence of a divine blueprint, individuals must forge their own paths. This radical freedom entails that every choice we make defines our essence, placing the burden of responsibility squarely on our shoulders. Consequently, this responsibility is not only to oneself but also to humanity, as our actions contribute to the collective reality.   Paragraph 2   The philosophy of phenomenology, developed by Edmund Husserl, seeks to explore the structures of consciousness from a first-person perspective. By bracketing out preconceived notions and biases, phenomenologists aim to describe experiences as they are perceived. This method reveals the intentionality of consciousness, meaning that our tho...

Reading on Cinema in English

1. Cinema as an Art Form   Cinema, often referred to as the "seventh art," combines elements from various artistic disciplines, including literature, painting, theater, and music, to create a unique form of storytelling. Unlike other art forms, cinema has the ability to manipulate time and space, offering audiences a sensory experience that can evoke deep emotions and provoke thought. The visual language of cinema, including the use of cinematography, editing, and sound design, allows filmmakers to craft immersive worlds and convey complex narratives.   2. The Evolution of Turkish Cinema   Turkish cinema has undergone significant transformations since its inception in the early 20th century. The Yeşilçam era, spanning from the 1950s to the 1980s, was characterized by melodramatic plots and prolific film production. In recent decades, Turkish cinema has gained international recognition through the works of directors like Nuri Bilge Ceylan and Fatih...

İKTİSADİ DÜŞÜNCEDE ORTAÇAĞ AVRUPA VE İSLAM DÜNYASI: BİR KARŞILAŞTIRMA

  Giriş Ortaçağ, Avrupa ve İslam dünyasında ekonomik düşüncenin gelişiminde önemli bir dönemdir. Her iki bölgede de ekonomik düşünce, feodal sistem, tarım ve ticaretin gelişimi, skolastik düşünce ve İslam hukuku gibi farklı etmenler tarafından şekillenmiştir. Bu çalışma, Ortaçağ Avrupa ve İslam dünyasındaki iktisadi düşünceleri karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Ortaçağ Avrupa İktisadi Düşüncesi Ortaçağ Avrupa'sı, feodal sistem ve manastır ekonomisi tarafından karakterize edilen bir dönemdi. Bu sistemde, toprak sahipleri, köylüler ve rahipler arasında bir hiyerarşi vardı. Ticaretin gelişimi ise ticaret yolları ve şehirlerin oluşumu ile ivme kazandı. Skolastik düşünce, doğal yasalar teorisi ile karakterize ediliyordu. Skolastik ekonomistler, adalet, ahlak ve dürüstlüğün ekonomide önemli olduğunu savundular. İslam Dünyasında İktisadi Düşünce İslam kültürü, ekonomiye büyük bir etki yapmıştır. İslam hukuku, ticaretin düzenlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu hukuk, faizsiz b...

Feodalizm ve Feodalizme Yeni Yaklaşımlar

  Feodalizm Nedir?   Feodalizm, Orta Çağ Avrupası'nda hakim olan sosyo-politik bir sistemdir. Genellikle, derebeyleri olarak bilinen soylu sınıfın, toprak sahipliğine dayalı bir hiyerarşik yapı içinde kendi aralarında güç mücadelesi yürüttükleri bir dönemi ifade eder. Feodalizmin en belirgin özelliği, toprak sahipliği ve bağımlılık ilişkileri üzerine kurulu olmasıdır. Feodal toplumda, derebeyleri genellikle toprak sahibi ve askeri liderlerdi. Topraklarını, serfler ve köylüler gibi toprak sahibinin hizmetinde olan bağımlılarına verirlerdi. Serfler, toprak sahibine borçlu oldukları hizmetleri yerine getirirlerdi ve bu hizmetler karşılığında, toprak sahibinin koruması altında kalmayı ve kendi topraklarını kullanmayı hak ederlerdi. Bu sistem, klasik anlamda kölelikten farklıdır, çünkü serfler genellikle kendi topraklarını işleyebilirler ve sadece belirli görevleri yerine getirmek zorunda kalırlardı.  Feodalizm, Orta Çağ Avrupası'nda hakim olan sosyo-politik sistem ols...

Ortaçağ Avrupa'sında Din ve İktisat İlişkisi

  Ortaçağ Avrupa'sında din ve iktisat arasındaki ilişki oldukça kompleks ve çok yönlüydü. Din, toplumun her alanını etkileyen bir güç olarak ortaya çıktı ve iktisadi faaliyetlerin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı. İktisadi faaliyetler, Ortaçağ Avrupa'sında çoğunlukla tarım ve zanaat esaslıydı. Tarım, kırsal kesimde yaygın bir uğraş olarak görülürken, zanaat faaliyetleri ise kentlerde yoğunlaşmıştı. Kilise, iktisadi faaliyetlere dini bir boyut katmak için çeşitli yollar buldu. Kilise, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin yönetiminde önemli bir rol oynadı. Zanaat faaliyetleri de benzer şekilde düzenlenmişti. Örneğin, bazı zanaatkarlar, lonca adı verilen örgütlere dahil edilmişti. Bu loncalar, işin niteliği, çalışma saatleri ve ücretler gibi konularda düzenlemeler yaparak, rekabeti azaltmaya ve işçilerin refahını artırmaya çalıştı. Din, aynı zamanda tüccarların faaliyetlerini de etkiledi. Tüccarlar, mallarını genellikle uzun mesafeler boyunca taşımak zorunda kaldıklarından,...

Şerif Mardin'in Hakikat Naziresi

  Şerif Mardin'in Hakikat Naziresi Şerif Mardin hakikat olarak kabul edilen bir teorinin zamanla elde edilen yeni gözlem ve bilgilerle uyuşmadığında bu yeni bulguları da kapsayacak yeni bir teori oluşturulduğunu söyler. “Bir modelin veya bir teorinin değişmesinin sebebi mevcut teoriye sığmayan, yeni gözlemlerin yapılmış olmasıdır.” Buna örnek olarak Mardin Batlamyos kosmoğrafyası adıyla tarihe geçen dünyanın kainatın merkezi olduğu teorisinin 15. yüzyılda elde edilen gözlemlerle uyuşmadığını ve bunun için Kopernik’in bu teoriyi güncelleyerek güneş sistemin merkezi olduğu teoriyi öne sürdüğünü söyler. Devamındaysa Mardin Kopernik’in eski ve güncelliğini yitirmiş bir teoriden kendini sıyıramadığını da söyler. Gezegenlerin kusursuz bir şekil çizdiği teorisinin yeni gözlemlerle geçersiz olduğunu ortaya koyan gözlemlerden haberdar olmasına rağmen Kopernik gezegenlerin birer daire çizerek hareket ettiğini ilan etmiş. Mardin bu olaydan şöyle çok önemli bir çıkarsama yapar: “... bilim ...

Lucius Cornelius Sulla

Resim
 Lucius Cornelius Sulla Yüksek aristokrat bir aileye mensup olan L. Cornelius Sulla, patrici sınıfına mensuptur, onun soyundan bazıları consüllük de yapmıştır. M.Ö. 107 yılında quaestor olmuş ve ilk consulluğunu yapan Marius’la birlikte Lugurtha’ya karşı savaşmıştır1 . Buradaki icraatlarından dolayı Marius’la araları açılmış hatta Marius’un kendisine kızdığını bu yüzden askeri girişimler için kendisine olanak vermediğini anlayarak Marius’la birlikte consulluk eden Catulus’a bağlantını söyler Plutarkhos2 . Catulus, Sulla’ya önemli görevler vererek güç ve ün kazanmasını sağladı. Sulla’nın bu görevler ve daha önceleri yaşadıkları olaylar dolayısıyla Marius ile arası açılmış. Sulla bu görevlerle kazandığı ünle kendinde devlet işlerine çalıma hakkı görmüş ve praetor’lüğe aday gösterilmiştir. Başlangıçta preator olamamışsa da M.Ö. 93 yılında preator olmuş3 . Onun Preator oluşuyla alakalı Plutarkhos biyografik eserinde “Plutarkhos Sulla’nın askeri başarılarından kazandığı ünüyle ...